8 Mayıs 1998 tarihli Dış Ticaret Müsteşarlığı, Elektronik
Ticaret Koordinasyon Kurulu, Elektronik Ticaret Hukuk Çalışma Grubu raporundaki
Elektronik Ticarete Ceza Hukukunun Yaklaşımı ve Önerilerin değerlendirildiği
bölüm aşağıdadır;
Ceza Hukuku "Nullum crimen nulla poena sine lege =
Kanunsuz suç ve ceza olmaz" ilkesi üzerine kurulmuştur. Bir başka deyimle,
suç ve cezanın meclisin çıkardığı bir kanunda tespit edilmesi, modern ceza
hukukunun en önemli özelliğidir.
Bu ilke, ceza hukukunda; kanunda açıkça hüküm bulunmayan
hallerde, var olan hükümlerden yola çıkarak, yorumla suç ve ceza
oluşturulamayacağı (kıyas yasağı) anlamını da beraberinde getirmektedir.
Çağdaş ceza hukukunun temel ilkeleri 18-19. yüzyılda atılmış
olmakla birlikte; bu ilkelerin uygulandığı insan davranışları, teknolojinin de
ulaştığı düzey nedeni ile, geçmiştekinden oldukça farklı ve yeni sorunlar
şeklinde ceza hukukuna konu oluşturmaktadır.
İçinde bulunduğumuz yüzyılın ikinci yarısından itibaren,
bilgisayar ve yazılım teknolojisindeki ilerleme, son 20 yıldan beri Internet
gibi açık veya kapalı sistemlerde sayısal haberleşmeyi mümkün kılmıştır.
Son yıllarda açık ve kapalı sistemlerdeki sayısal
haberleşmenin, ticaret dahil insan hayatının tüm alanlarına uygulanabilir
olması; bu alanlarda ortaya çıkabilecek ihlaller için, suç ve ceza konusunun da
irdelenmesi gereğini ortaya koymaktadır.
Bu irdelemenin :
a)
Ceza Kanununun genel hükümleri açısından,
b)
Ceza Kanununda yer alan özel hükümler açısından;
1
-Şifreli veya kapalı sistemlere girme,
2-
Özel suç türleri,
3-
Kişisel verilerin korunması.
c)
Ceza hükmü taşıyan özel kanunlar açısından ;
1-
Yürürlükte bulunan özel kanunlar,
2-
Sayısal haberleşmenin ve elektronik ticaretin gerekli
kıldığı özel kanunlar dikkate alınarak yapılması gerekmektedir.
Elektronik ortamda işlenmiş suçlarda, suçun hangi hallerde
Türkiye’de işlenmiş sayılacağının tartışılmasında yarar bulunmaktadır. Web
sayfası sahibinin, servis sağlayıcılarının yurtdışında olmasının bu konu
üzerindeki etkisi, suç teşkil eden sayfaya fiilen ulaşım veya fiilen ulaşılmasa
dahi ulaşılabilir olma durumunun tartışılması önemli başlıklar arasındadır.
Aynı şekilde, "yabancı ülkede işlenen suçlar"
tâbirinin de belirlenmesi, suça verilecek ceza, suçluların iadesi, adli yardım
gibi konular açısından önem arz etmektedir.
Sanık başka ülkede ise, dava açma, sorgulama ve delil
toplama açısından eylemin her iki ülkede de suç teşkil ediyor olması
gerektiğinden, bu konuda Internet’te işlenen suçlar açısından ülkeler arasında
asgarî uzlaşma arayışı çabalarına Türkiye de katılmalıdır.
Ceza Kanununda Yer Alan Hükümler Açısından İnceleme
Ceza kanunları, bilişim suçları başlığı altında, elektronik
ortamda işlenen suçlarla ilgili özel hükümler taşıdığı gibi; sırrın
dokunulmazlığının korunması, hakaret, müstehcenlik, nüfus cüzdanı, pasaport gibi
belgelerde sahtekarlık, kumar gibi özel haller için özel hükümler de
içermektedir. Bu yaklaşım çerçevesinde konu, elektronik ortam açısından ikiye
ayrılarak incelenebilir:
Açık ve Kapalı Elektronik Sistemlere Girme Açısından
İnceleme
Halen yürürlükte bulunan Türk Ceza Kanununun 525/a, b, c ve
d harfli maddeleri; bir elektronik ortamda program, veri ve unsurların:
- ele geçirilmesini,
- başkasına zarar vermek üzere kullanılmasını,
- tahrip edilip silinmesini, değiştirilmesini,
- sistemin bozulmasını,
- yukarıdakiler çerçevesinde yarar elde edilmesini,
- delil olarak kullanılmak üzere bir sisteme girilmesini
ve bu vesile ile veri tahrifini suç olarak düzenlemiştir.
Bu çerçevede Kanun, değişik hallere göre 1-5 yıl arasında
hapis cezası öngörmüştür.
Aynı yaklaşım, 1997 yılında hazırlanarak TBMM’ne sunulan,
Ceza Kanunu Tasarısında da benimsenmiş, ancak daha sistematik olarak
düzenlenmiştir. Tasarıya göre bilişim sistemine hukuka aykırı biçimde:
- girmek,
- orada kalmaya devam etmek,
- verileri değiştirmek ve yok etmek,
- sistemin işleyişini engellemek, bozmak,
- sisteme veri sokmak,
(Yukarıdaki hallerde, bir menfaat
sağlanmasa da suç oluşmaktadır.)
- yukarıdaki hallerde ayrıca menfaat sağlanması,
- yukarıdaki hallere teşebbüs edilmesi halinde, eylemin
tamamlanmış gibi cezalandırılması,
- yukarıdaki hallerin bir belge oluşturmak için
yapılması, bir başka ifade ile sahte evrak düzenlenmesi hususları ayrı ayrı
vurgulanmıştır. Ayrıca, tüzel kişilerin de sorumlu olacağına işaret edilmiştir.
Tasarı, değişik hallere göre 1-6 yıl arasında hapis ve 600
milyon liraya kadar para cezası önermiştir.
Yukarıdaki hükümler, açık sistemlerde şifreli iletişim
açısından veya kapalı sistemlerdeki verilere hukuka aykırı ulaşım açısından
uygulanabilir nitelik arz etmektedir. Tasarının gerekçesinde elektronik ticaretten
özel olarak bahsedilmemiştir. TBMM’nde oluşturulan veya oluşturulacak olan özel
komisyonda, sözü edilen maddelerin elektronik ticaret açısından da bir kez daha
gözden geçirilmesinde yarar bulunmaktadır.
Özel Suç Türleri Açısından İnceleme
Türk Ceza Kanununun özel haller başlığı altında
incelenebilecek maddeleri arasında:
-Sırrın masuniyeti ile ilgili TCK 195 ve 200. maddeleri yer
almaktadır:
Bu maddelerde, başkasına ait mektup, kapalı zarf, telgraf ve
telefonların açılması/dinlenmesi, suç olarak düzenlenmiş ve hapis cezası
öngörülmüştür.
Keza yukarıdaki suçun, posta ve telgraf memuru tarafından
işlenmesi, daha ağır bir suç olarak düzenlenmiştir.
Görüldüğü üzere açık ve kapalı sistemlerde başkasının özel
hayatına "(gerek kişiler, gerekse veriyi iletme görevi üstlenen (servis
sağlayıcılar gibi) kuruluş ve kurumlar tarafından yapılan)" müdahale hali,
özel olarak sayılmamıştır.
Bu eksiklik, yeni Tasarının 185-196. maddelerinde de aynen
gözlenmektedir. Bu hususun da Tasarı açısından, yeniden irdelenmesi yararlı
olacaktır.
- Hüviyet cüzdanı, pasaport gibi belgelerde sahtekârlık TCK
350 inci maddede yer almaktadır.
Yukarıdaki madde, bu belgelerde sahtekârlığı evrakta
sahtekârlıktan ayrı olarak düzenlemiştir. Yeni teknoloji çerçevesinde
düzenlenip, kişinin sağlık verileri, kimliği gibi hususlarda bilgi içeren
akıllı kartlar ve diğer benzeri kartların değiştirilip, değiştirilemeyeceği;
değiştirilebilirse 350. madde çerçevesinde sayılması gerekip gerekmeyeceği,
üzerinde durulması gereken konular arasındadır.
- Genel adap ve aile nizamı aleyhine suçlar TCK 426 ve devamı
maddelerinde yer almaktadır. Maddede, halkın ar ve haya duygularını incitecek,
cinsî arzuları tahrik edecek ve istismar edecek nitelikteki "kitap,
risale, ilan, resim, teyp bandı, film veya diğer anlatım araç ve
gereçlerinin";
- teşhir edilmesi,
- dağıtılması, dağıttırılması, satılması,
- Türkiye dahilinde nakledilmesi, naklettirilmesi,
- tedarik edileceğinin ilan edilmesi veya ettirilmesi,
- tiyatro, sinema, radyo-TV’de temsil edilmesi veya
ettirilmesi suç olarak düzenlenmiştir.
Aynı konu benzer bir yaklaşımla, "Müstehcenlik"
başlığı altında, Tasarının 318. maddesinde de yer almıştır.
Kanun ve Tasarıda sayılan anlatım araç ve gereçlerine,
" Internet"in dahil olup olmadığının da incelenmesi gerekmektedir.
Ceza Kanunu, suçun basılı eser niteliğindeki süreli
yayımlarda işlenmesi halinde, yayımevi sahibi ve yazı işleri müdürünü de
sorumlu tutmaktadır.
Bu bağlamda tartışılması gereken önemli hususlardan biri,
servis sağlayıcıların sorumluluğunun ne olacağıdır. Servis sağlayıcıların
taşıyıcı fonksiyonlarını yerine getirirken, içerik ile ilgili hukukî bir
sorumluluklarının olup olmayacağının üzerinde durulması yerinde olacaktır. Bu
konuda yapılacak olan mukayeseli hukuk çalışmasında, başka ülke hukuk
sistemlerinden yararlanılabilir. Örneğin, 1 Ağustos 1997 tarihli Alman
"Bilgi ve Haberleşme Hizmetleri Kanunu"nun 1. maddesinin 5. bendinde
:
- Servis sağlayıcılarının sadece kendilerinin hazırlayıp
sundukları içerikten sorumlu oldukları,
- Sadece transferini sağladıkları başka kişilere ait
içeriklerden prensip olarak sorumlu tutulamayacakları;
Ancak servis sağlayıcılarının;
- bu içeriğin kapsamını bilmeleri,
- bu içeriğin transferinin önlenmesinin, makul ölçüler
içinde kendilerinden beklenmesi halinin gerçekleşmesi ve
- teknik olarak da, bu engelleme imkânına sahip olmaları
halinde, ancak bu üç şart bir arada ise sorumlu olacakları
belirtilmiştir.
Tasarı’nın 320. maddesinde zararlı basılı eserlere karşı
çocukların korunması konusunu düzenlenmiş olup; Internet ile ilgili özel bir
hüküm içermemektedir. Bu hususun da TBMM’ndeki özel komisyonda tartışılmasında
yarar bulunmaktadır.
- Hakaret ve sövme ile ilgili suçlar TCK 480-482. maddelerde
düzenlenmektedir.
Bu konunun özellikle Internet’te yapılmasının huzurda,
gıyapta, neşir yolu ile işlenmesi kavramları açısından yeniden irdelenmesi
isabetli olacaktır.
Tasarı 177/3. maddesinde hakaretin telgraf, telefon ve
benzeri araçlarla işlenmesinden bahsetmiştir. “Benzeri araç” tabirine
Internet’in girip girmediği konusunun tartışılmasının yararlı olacağı
düşünülmektedir.
- Tasarının 300. maddesinde genel ve kamuya açık yerlerde
kumar oynatma yasaklanmıştır.
İnternetteki kumar sitelerinin konumu açısından bir inceleme
yapılmasının yerindeliği araştırılmalıdır.
- Tasarının 385-398. maddelerinde devlet sırlarına karşı
suçlar düzenlenmiştir.
Maddelerde, devlet güvenliğine, iç ve dış siyasi yararlara
ilişkin belge ve bilgilerin elde edilmesi, yok edilmesi, sahtecilik yapılması
hallerinde 8-12 yıl arasında değişen hapis cezaları öngörülmektedir.
Bu eylemlerin kapalı bir elektronik bir sistem içinde
yapılması halinde "bilişim sistemi" söz konusudur. Tasarının, yukarda
sözü edilen ve 1-6 yıl arasında değişen yaptırım öngören maddeleri mi
uygulanacaktır yoksa, bu suçların elektronik ortamdaki kapalı sisteme girilerek
yapılmış olması da yine 8-12 yıllık yaptırıma mı tâbi tutulacaktır soruları
üzerinde durulmamıştır. İkincisinin tercih edilmesi, Tasarıda değişikliği
gerektirecektir. Tüm bu hususların yeniden tartışılması yerinde olacaktır.
- Tasarının 412. maddesi Mühür Bozma suçunu düzenlemektedir.
Tasarı, bu maddesi ile kanun ve yetkili makamlar uyarınca
konulan mühürleri kaldıranların ya da buna girişenlerin cezalandırılmasını
öngörmektedir.
Onay makamlarınca verilen "anahtarlar"ın ve diğer
sertifikasyon işlemlerinin bu madde açısından incelenmesi gerekmektedir.
Kişisel Verilerin Korunması İlkesine Aykırılık Açısından
İnceleme
Türk Medeni Kanununun 24. maddesi şahsiyet haklarına tecavüz
halinde dava açılabileceğini belirtmekle birlikte, halen yürürlükte olan Türk
Ceza Kanunu, kişisel verilerin korunmasına ilişkin cezaî anlamda özel bir hüküm
içermemektedir. (Haberleşme hürriyeti ile ilgili 195-200. maddeler yukarıda da
ifade edildiği üzere, mektup, kapalı zarf, telgraf, telefon haberleşmesi ile
ilgilidir.)
Sağlıktan, haberleşmeye ve ticarî hayatın değişik yönlerine
ilişkin kişisel verilerin özel ve kamu kurumları tarafından elektronik
ortamlarda tutulabilmesi, ülkeleri hem bu verilerin toplanma şekli ve yapısı
ile ilgili kurallar koymaya hem de bu kuralların ihlali sonucu uygulanacak
cezaî yaptırımları vazetmeye zorlamaktadır.
Adalet Bakanlığı bu çerçevede bir "Kişisel Verilerin
Korunması Kanun Tasarısı Taslağı" üzerinde çalışmaktadır. Ancak, bu özel
kanun tasarısında genellikle idarî nitelikte cezalara yer verme eğilimi
benimsenmiş; cezaî anlamda yaptırımlar Ceza Kanunu Tasarısının 193-196.
maddelerine yerleştirilmiştir.
Ceza Kanunu Tasarısı "Kişisel Verilerin
Toplanması" başlığı altında, kişisel verilerin :
- rıza olmaksızın veya
- kanunların öngördüğü şekillere uyulmadan
bilişim sistemlerine kişisel veri sokma ve işlemeyi suç
saymış ve 6 ay ile 3 yıl arası hapis cezası önermiştir.
Bu işlemlerin hileli yollarla yapılması halinde ceza 1/3
oranında artırılmaktadır.
Kanun Tasarısı, verilerin korunması için gerekli güvenlik
tedbirlerinin alınmaması sonucu, bu verilerin başkalarının eline geçmesine,
bozulmasına, zarar görmesine neden olmayı da suç saymış ve 1-4 yıl hapis
öngörmüştür.
Kanunların izin verdiği hallerin dışında, kişilerin ahlakî
niteliklerini; siyasal, felsefî ve dini görüşlerini, ırklarını, sendikal
bağlantılarını, cinsel yaşamlarını ve sağlık durumlarını kişisel veri olarak
sistemlere girme, işleme eylemleri de 1-2 yıl hapis cezası gerektiren suçlar
olarak Ceza Kanunu Tasarısında düzenlenmiştir.
Ceza Kanunu Tasarısı ayrıca :
Kişisel verilerin yetkisiz kişilere ifşa edilmesini,
verilmesini, şahsî amaçlarla kullanılmasını, her ne suretle olursa olsun ele
geçirilmesini, 2-5 yıl arasında değişen hapis cezası gerektiren suç saymıştır.
Keza, belirli süre içinde yok edilmesi gereken verileri yok
etmeme de suç sayılmış ve 6 aydan 1 yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür.
Tasarı, yukarıdaki suçların kişisel verilerin tutulduğu her
türlü fişlik açısından uygulanacağını belirtmiş ve tüzel kişilerin de sorumlu
olduğunu vurgulamıştır.
Ceza Hükmü Taşıyan Özel Kanunlar
Yürürlükte Bulunan Özel Kanunlar Açısından İnceleme
Mal ve hizmet sunumu ile ilgili özel kanunların
uygulanmasından sorumlu bulunan tüm kamu kurum ve kuruluşlarının, ilgili
kanunlarda bu sunum ile ilgili idari veya cezai yaptırımlarını mal ve hizmet
sunumunun elektronik ortamda yapılması halinde nasıl uygulayabileceği veya
böyle bir şeye gerek bulunup bulunmadığının açısından incelemesinde yarar
görülmektedir.
Sayısal Haberleşmenin ve Elektronik Ticaretin Gerekli Kıldığı
Özel Kanunlar Açısından İnceleme
Elektronik ticaretin üzerinde cereyan ettiği altyapının
kurulması, onay kurum/kurumları, alan isimlerinin tescili konusunda yetkili
kurum/kurumlar, elektronik noterler, servis sağlayıcılar gibi konularda
vazedilmesi öngörülen kanunlar, hem ceza hukukunun yukarıda sayılan temel
ilkelerini karşılayıcı hem de uluslararası gelişmelerin ruhunu yansıtıcı
nitelik taşımalıdır.
SONUÇ
Verilerin elektronik ortamda iletilebilmesi, ceza hukukunun
yukarıda sözü edilen temel ilkesinin, ortaya çıkan somut haller dikkate
alınarak yeniden gözden geçirilmesini gerektirmektedir.
Sanal dünyanın, ülkelerin coğrafi sınırlarının hiçbir
şekilde hissedilmediği bir dünya gerçeği ortaya koyması, Türkiye’nin yukarıda
sözü edilen gerekleri yerine getirmesi halinde dahi, farklı ülkeler farklı
yaklaşımlara sahip ise, sorunlara tam anlamı ile çözüm sağlamayacaktır. Bu
nedenle Ceza Hukuku alanında uluslararası düzeyde, ülkeler arasından bir asgari
uzlaşmanın gerçekleşmesi ön şart olarak görünmektedir.
Bu bağlamda; Türkiye’de özel bir komisyon oluşturularak
uluslararası gelişmelerin yakından izlenmesi ve alternatifli konularda ülke
görüşü oluşturması, uluslararası müzakerelerde ağırlık hissettirmeyi
sağlayacağı gibi, bu konumdaki ilkeler, politikalar ve uygulamalar önceden
tartışılmış ve tercih edilmiş görüşlere dayanarak oluşturulmasına imkan
tanıyacaktır.
ETKK Raporu tam metni için tıklayınız